Köprünün üzerinden geçip müze binasından içeri girince, bilet gişesinden hemen önce sizi bu üç eser karşılıyor. (Taşıt demeye dilim varmadı.) Üç nesil lüks sınıf, bir nevi günümüz 7 serisinin büyük büyük büyük dedeleri. Önden arkaya 1939 model 335, 1954 model 502 ve 1968 model 3.3 Li.
Özellikle 502'ye bayıldım. Zamanına göre bile müthiş, sıradışı bir tasarım. İç mekanın zarafetini ise ne siz sorun ne ben söyleyeyim.
Hemen karşıda müzenin hediyelik eşya mağazası var. Çok hoş kitaplar vardı ama geri kalanı herhangi bir oyuncakçıda bulabileceğiniz model araba ve motosikletler, kupalar, bardaklar vesaire... Biraz zayıf kalmış sanki.
Giriş ileride en solda, hemen öncesindeyse (fotoğrafta sütunun arkasında kalıyor) bilet gişesi. Günahı 10 Euro. Biletle beraber bir de müze planı veriyorlar, ama içerisi o kadar akıcı ve güzel düzenlenmiş ki bir kere bile açıp bakmaya ihtiyaç duymadım.
Biliyorsunuzdur, adamlar işe ilk olarak uçak motoru yaparak girişmişler, hatta meşhur amblemin ortasındaki mavi beyaz dilimlerin dönen bir pervaneyi sembolize ettiği söylenir. (Aslında, mavi beyaz, Bavyera Eyaleti'nin renkleri, konunun pervaneyle bir alakası yok.) Ama otomobil ve motosiklet de neredeyse hemen arkasından gelmiş. Bu giriş kısmında, markanın her daim yenilikçi ve ilerici olduğundan dem vuruluyordu, çok da yalan sayılmaz herhalde.
Bu da 1923 yılında ürettikleri, ilk motosiklet modeli R32. 500cc, 8,5 beygir. Haliyle o zamanlar durum bisikletten hallice, amortisör falan hak getire.
Üzerindeki iki silindirli boksör motor ve şaftlı aktarma ise, 90 yıl boyunca gelişerek bugüne kadar geliyor.
Günümüzde bile kolay kolay cesaret edilemeyecek bir tasarım, hem de taa 1934'ten kalma. Gerçi o zaman da seri üretime geçmeye cesaret edememişler; türünün ilk ve tek örneği, çağdaşlarındansa yıllarca ileride. 750cc ve 36 beygir. Gövdesi pres metal, öndeyse teleskopik amortisörler var. Hikayesi ise çok daha ilginç; motor a'dan z'ye sıfırdan tasarlanıyor, ancak seri üretime geçme maliyeti muazzam. Böyle olunca da bu yegane prototipi jilet fabrikasına kurban etmeye kıyamamış olacaklar ki söküp depoya kaldırıyorlar. Hatırlanıp da tekrar toplanması ise taa 2005 yılını buluyor.
Bu da bambaşka bir inovasyon: görünüşe göre tarihteki ilk Doblo'yu da BMW icat etmiş! 3/15 binek modelle aynı seriden üretilmiş, yük taşımaya yönelik hafif ticari araç. Bir canavar yarattıklarını bilselerdi...
Bundan sonra, bir rampadan yokuş aşağı yürümeye başlıyorum. Sağ taraf, 3 kat boyunca kesintisiz bir vitrin, başlıca motosiklet modellerini seyrede seyrede ilerliyorum. Son derece estetik, ama bir o kadar da can sıkıcı. Keşke doğru düzgün etraflarında dolaşa dolaşa inceleyebilseydim. Hepsinin fotoğrafını buraya koyacak halim yok, zaten pek fotojenik bir yer de değil ama ihtiyarın kardeşini yakalamışken, hem de Steib LS200 sepetiyle birlikte, burada sergilemesem çok ayıp olur.
1602'den başlayarak 3 serisinin günümüze kadar (hayır, 2005'e kadar) olan gelişimi. İnsanın aklı ister istemez şu meşhur Lada reklamı parodisine gidiyor.
Reklam demişken... Bu seferki gerçekten yayınlanmış. Altta diyor ki, "Bazen bir Mercedes bile sürüş zevki taşıyabilir."
Tamam canım, her zaman da o kadar güzel modeller ürettikleri söylenemez. Fakat 700, biçimsizliğine rağmen, markayı mali krizden kurtaracak kadar başarılı olmuş. Bu modelden sonra, 2000'lerde Mini'yi satın alana ve 1 serisini çıkarana kadar ekonomik sınıfa bir daha bulaşmamış.
Frigya'lılardan kalma 3 bin yıllık testiyi koyup altına "testi" yazan bizim müzelerin aksine, hem akışıyla sizi alıp götüren iç mimari ve müze tasarımı, hem de ana temalarını koruyarak sanata da göz kırpmaları hayranlık uyandırıcı. (Bu sevimsiz genellemenin dışında kalan müzelerimiz de var tabii, öncelikle Bodrum Kalesi, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, geçen yaz geçerken rastgele daldığım Sagalassos Antik kenti gibi...)
Daha fazla uzatmadan, ben de sanata göz kırparak ilk bölümü bitireyim. Böyle fasikül fasikül yayınlama niyetim yoktu aslında ama farkettim ki epey anlatacak şey toplamışım. Arkası yarın...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder