7 Ocak 2015 Çarşamba

Alakasız İşler

Geçenlerde, söylemesi ayıp, yatağı değiştirdik. Yenisini de almışken bazalı alalım deyince eski yatağın ahşap kasası da olduğu gibi boşa çıktı. Baza demişken, Türk kadınının baza sevdası tek başına bir makaleyi hakediyor bana kalırsa. O değil, ben de bayıldım yahu, böyle amortisörlü falan çok teknolojik...

Bugüne kadar başıma ne dert açtıysam "bişi yapılır ki bunla" zihniyetimden açtım. Meğer Deniz de aynı kafadanmış, bu gidişle el birliğiyle evi başımıza yıkmazsak iyidir. Kaç zamandır sök tak işleri için bir tezgah almayı düşünüyordum, ihtiyar geldikten sonra da iyiden iyiye aceleye binmişti. Yatağın ahşap kasasını (ahşap dediysem, sunta işte) sökerken, söktüğüm her parça kafamızın içinde dönüp dolaşıp iş tezgahının bir tarafını oluşturmaya başladı.

Neyse, bir yandan ölçme biçme işlerine başlarken, bir yandan da bağlantı malzemelerini sökmeye başladım. Evde kullanabileceğim bunlardan başka bir parça yok.
İhtiyarı arabadan indirirken, evdeki merdiveni yatırıp üzerine bu arkadaşı koyarak rampa haline getirmiştik.
Gittim sırf bu iş için kendime ucuz yollu bir daire testere aldım. Gayet iyi çıktı, elektrikli süpürge takmak için yeri bile var.
Peynir mi kesiyorsun arkadaşım! Daire testereyi ilk defa kullanıyorum, bayıldım. Kesecek üç beş bir şey daha olsa da kessem.
Genel manzara böyle. Testerenin işi bitince gerekli yerleri delmek için matkap sahnede.
Ayaklar şekillendi. Montaj biraz zahmetli oldu ama nihayet bitirdik. Alet edevat eksikliği yüzünden, yataktan çıkan bağlantı parçalarının tamamını kullanamadığım için pek içime sinmedi.
Bitince böyle olacak. Üst yüzünü sağlam bir şekilde oturtmak için birkaç parça daha cıvata almam lazım. Bu havada da çıkılmaz şimdi.

Yalnız, göründüğü kadar sağlam olmadı. Belli olmaz, belki de işimi görmeyecek.
Yavaş yavaş sabırsızlanmaya mı başlıyoruz ne?

4 Ocak 2015 Pazar

Buzdağının Görünen Kısmı - 2. Bölüm

Kaldığımız yerden devam edelim. Gerçi pek bir yerde kalmış sayılmayız, hala ihtiyar R25'in etrafında döne döne kusur arıyoruz.


Koruma demiri genel olarak motosikletler için fena fikir olmasa da ihtiyar için pek uygun olduğu söylenemez. Gidici...

Bu arada, motorun ön kısmından uzanan yuvarlak parça, elektrik dinamosunun üzerini örten kapak. Nikelaj çok yakışıyor buraya.






O aşağı doğru kıvrıla kıvrıla inen paslı çürük şey, egzoz borusu. Hazır elim değmişken onu da toptan yenilesem mi yoksa bu adam olur mu bilmiyorum.









Nikelajdan devam edelim öyleyse. Şaft ve şaftın motora bağlandığı paslı görünen kısım da nikelaja gidecek. Şaftın arka diferansiyele girdiği yerde konik bir parça olması gerekiyor, onu da bulmak lazım.

Şaft demişken, 1923'te üretilen ilk model olan R32'den bu yana bütün BMW'ler şaftlı aktarmaya sahip. Zincir aktarmalı ilk BMW, ancak 1993 yılında piyasaya çıkmış.



Marş pedalı da parlayınca daha bir güzel duracak sanki. İçeride yayla ilgili bir sorun olabilir, pedal durması gerektiği yerde durmuyor. (Elektrikli marş rahatlığına da daha 16 sene var)









"Pushrod" yatakları. İlla ki Türkçe bir ismi vardır ama bilmiyorum. Neyse, bunlar hala oldukça parlak ama üstlerindeki contalar yıpranmış durumda. Büyük ihtimalle, eninde sonunda motor bloğunu oralara kadar dağıtacağım. O zaman bakarız duruma.









Vites pedalı da parlaması gereken parçalardan. Acaba sadece temizlik yeter mi, yoksa elim değmişken nikelaj da yaptırsam mı?












Gidon sıkma kelebeği... Sökmüşken içerdeki rulmanlara falan da bakmak lazım haliyle.












Depo kapağı fena görünmüyor, ama gidon bağlantıları ve ön amortisörün üst kısmındaki metal kapaklar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.










Seleyle ilgili çok kararsız kaldım. Bu modeller çoğunlukla Pagusa marka tekli seleyle satılmış, ancak bu şekilde seleler de üretilmiş. Pagusa'lar çok şık görünmekle birlikte, tarihi değerine bağlı olarak bunu da muhafaza edebilirim, çünkü müthiş rahat.






Motor bloğu genel olarak iyi sayılır. Güzel bir temizlikten sonra herhalde tedbir olsun diye contaları yenilerim.

Ve tabii ki tepeden tırnağa bütün vida ve somunlar da paslanmaz çelikten yenileriyle değişecek.






İyi sayılır dediysem, o kadar da iyi demedim. Kartere epey yağ bulaşmış. Ne kadar sızdırıyor, contadan daha kötü bir sorun çıkabilir mi, bunlar ancak temizleyip söktükten sonra anlaşılacak.








Benzin hortumu biraz uyduruk geldi. Motorun önceki sahibi de filtrenin pek uygun olmadığından bahsetmişti. Yeni bir hortum ve uygun bir filtre uydurmak en iyisi. Maalesef benzin musluğu da orijinal değil, fakat piyasada çok güzel replikaları bulunabiliyor.







Arka amortisör kapaklarında ufak tefek hasarlar var. Bunlara ne yapılabilir bilemiyorum ama illa ki bir çaresi bulunur. Malzeme sanırım aluminyum, belki uygun bir şekilde düzeltilebilir. Uzman görüşü almak gerek.















Jantlar genel olarak iyi durumda. Akort tellerini değiştirmeyi tercih edebilirim, fakat yenilerinin akordu gözümü çok korkutuyor.









Resimde ortadaki plaketin altındaki kısım gidon kilidi. Anahtarı orijinal değil ama kilidin kendisini araştırmam lazım. Bu haliyle de oldukça hoşuma gittiğini söyleyebilirim; buraya pek dokunasım yok.












Ortada görünen topuz, sepet takmak için kullanılıyor. Bir tane de şasinin arka kısmında var. Belki ileride bir tane Steib LS200 bulurum, kimbilir?

















Saydığım bunca eksiğe rağmen, iki üç adım geriye çekilip baktığınızda motor şu haliyle de çok ama çok güzel görünmüyor mu?





2 Ocak 2015 Cuma

Buzdağının Görünen Kısmı - 1. Bölüm

Motoru paldır küldür sökmeye girişmek için henüz erken, ancak yapılacak işleri listelemeye başlamanın tam zamanı. 

Bugün, sevgili fotoğrafçım Deniz'le beraber motorun etrafında birkaç tur atıp ilk bakışta tespit edebildiğimiz ihtiyaçları belgeledik. Liste o kadar uzun oldu ki birkaç yazıya bölmek zorunda kalacağım. Bunun sadece ve sadece yarım saatte gördüklerimizden ibaret olduğunu ve henüz elimize anahtar dahi almadığımızı hesaba katınca söylenebilecek tek bir şey var: vay başımıza gelenler!

Motorun etrafını dolaşmaya başlayalım bakalım...


Her ne kadar karşıdan fena görünmese de, kaportanın iyice bir düzeltilmeye ihtiyacı var. Adamakıllı bir rötuş, pas koruma, macun ve yeniden boyanmaktan kaçışımız olmayacak. Buyrun size ön çamurluktan iki kare.



Alet yere çok yakın, doğal olarak da çukur, tümsek vs. geçerken oluşabilecek darbelere de çok açık. Resimde ön çamurluğun arka paçasının hali açıkça görülüyor.


(Kendime not: Bu alet bir F650GS değil, bunu insan gibi kullanmak gerekiyor. Kaldırımdır, kasistir, dikkat etmeliyim.)








Aslında motor güzel boyanmış ama dış etkenlere karşı konulamıyor maalesef. Ön çamurluğun ön kısmı da bundan nasibini almış.

Motorun diğer kısımlarında da benzer zedelenmeler bulunuyor. Anormal bir şey değil, hatta bununla yaşanabilir bile. Fakat amacınız fabrikadan çıktığı güne geri dönmekse bunlardan kurtulmak şart.






Her şey de o kadar vahim değil. Resimdeki ön amortisör borusunun 60 yıllık bir motosiklete ait olduğunu hiçbiriniz tahmin edemezdiniz herhalde. Çok çok yakından bakınca karıncalanma şekinde pas var tabii ki, fakat o kadarcık kusur kadı kızında da olur.
.














Vallahi maşallah!

Hız göstergesi orijinal ve çalışır durumda, ama kadran ve cam iyi bir temizlik ister. Söküp takmak zor mudur, sadece temizlemeyle ne kadar düzelir, bunların cevabını zamanı gelince arayacağım artık.

Kontak da sağlam ama orijinal değil ve değişmek zorunda.

Boş vites ve akü lambalarıysa iyi durumda.


Sinyaller de gidici. Malum, R25'lerin orijinali sinyalsiz üretilmiş. Hatta, otomobillerde günümüzde kullandığımız şekilde ilk sinyal 1939'da Buick tarafından üretilmiş. Motosikletlerde zorunlu hale gelmesi ise 70'leri bulmuş.

Motoru sinyalsiz kullanamayacağıma göre bir çare düşünmek zorundayım. Gidonların uçlarına takılan çok şık ürünler var, herhalde öyle bir şey alacağım.



Düğmeler sonradan uydurma. Sanıyorum manet ve elcikler de öyle. (Ön frenden emin değilim ama.) Aynayı hiç görmeyin zaten.












Plastikler bunca yıldır iyi dayanmış sayılır, yine de miyadını doldurmuş artık.












Far camı bir sakarlığa kurban gitmiş ve ucuz yollu bir şeyle değiştirilmiş. Orijinalleri hala kolaylıkla bulunabiliyor neyse ki.











Stop lambası bu modelin orijinal lambası değil, R50 ve R60'larda kullanılan "kahve kupası" modeli. Çamurluk tümden mi değişmiş, yoksa sadece lamba mı, bunu henüz bilemiyorum zira o dönemin modellerinin çamurluklarını sadece fotoğraflardan ayırt etmek hiç kolay değil. Sadece lambaysa işim kolay, hatta belki böylece bırakırım. Yok çamurluk değişmişse ne yapacağımı henüz kararlaştırmadım. Makul fiyatlı bir çıkma bulup bulamayacağıma göre değişir.

O bagajımsı şeyinse gideceğinden emin olabilirsiniz.

(Evet, motorun plakasını değiştirmedim.)








Asıl bu müthiş! Huzurlarınızda tarihin gördüğü belki de ilk ve tek limuzin motosiklet! Evet, 3 tane ayaklık saydınız; böylece en arkaya sıkışan talihsiz arkadaş ayaklarını boşlukta sarkıtarak yolculuk etmekten kurtuluyor. 

En arkadaki sonradan ekleme ayaklık gidecek, yolcu ayaklığını doğru şekilde monte etmek için gerekli parça yapılıp şasiye kaynatılacak.



Egzoz orijinal değil. Önceki sahibi, orijinalini bulabilirse haber vereceğini söyledi, şimdilik umutla bekliyorum. Olmazsa mecburen yenisini alacağım.


















Karbüratör orijinal Bing marka. İlla ki bir elden geçmek ister, fakat bunu en sonda da yapabilirim. Karbüratör konusunu henüz çalışmadım.

Bu arada resimdeki siyah hortum hava filtresinden karbüratöre hava taşıyan hortum, o da sizlere ömür.







Bilgisayar kasasıysa içine aküyü koymak için oraya uydurulmuş. Orijinal hali nasıldı bilemiyorum, araştırıp ona göre uyarlayacağım.











Neyse bugünlük bu kadar kötü haber yeter. Kalan kısımlara yarın devam ederim. Umutsuzluğa kapılmaya gerek yok ama bu işin hiç mi hiç kolay olmayacağı şimdiden aşikar.

(Kendime ikinci not: Bu blogspot amma kullanışsız bir naneymiş yahu...)

1 Ocak 2015 Perşembe

İhtiyar Eve Geldi

2014'ün 31 Aralık günü, muhtemelen hayatımdaki en tuhaf yılbaşı arifesi oldu.

5 yılı aşkın bir süredir motosiklet kullanıyorum, bu süre zarfında iki farklı BMW F650GS'le (2005 ve hala sahibi olduğum 2008 model) toplam 50 küsür bin km yol yapmışım. Beni tanıyanlar bilecektir, baştaki birkaç (beklendik) hüsran sonrasında motosiklet tamircisi milletiyle muhatap olmayı hepten kesmiş, uzun süredir bakım/onarımla ilgili her şeyi kendi başıma yapmaya başlamıştım. Bu ikinci kısım, sanırım gitgide ilkinin önüne geçmiş olacak ki, son zamanlarda daha da farklı bir arayışa girdim; yeterince eski, ancak yeteri kadar da temiz kalmış bir motosiklet bulup onu elimden geldiğince restore ederek fabrikadan ilk çıktığı hale geri döndürecektim. Bunun için de bilgi ve literatür birikimi, kullanıcı grupları, yedek parça ve yan sanayi avantajlarını da göz önüne alarak bu hevesimi yine bir BMW'yle gerçekleştirmeye karar verdim. (Bilgi birikimi demişken, bu konuda Türkçe içerik yok denecek kadar az.)

İnternetteki astronomik fiyatlı onlarca hurda, çöp ve tamamen restore edilmiş örneklerin arasından, tam da beklediğim gibi bir tanesini Konya'da buldum. 31 Aralık sabahı saat 6.50 trenine atladığım gibi soluğu Konya'da aldım. Motorumun (artık önceki) sahibi Ali Rıza Bey, sağolsun beni garda karşıladı ve ofisinin kapalı garajında bulunan motorun yanına geçtik. Söylediğine göre son 5-10 senedir neredeyse hiç kullanılmamış motor, tek marşta çalıştı. O motor sesini duyduktan sonra zaten çok fazla seçeneğim kalmamıştı; son derece hızlı bir pazarlıktan sonra (pazarlık konusunda hiçbir zaman iddialı olmadım zaten) notere geçip kağıt kürek işlerini de hallettik. Saat 11 olmadan, 1954 model bir BMW R25/3 sahibi olmuştum bile.

Motor neredeyse 40 yıldır aynı ailedeymiş. Uzun süre gündelik olarak kullanmışlar ancak hemen hemen 10 yıldır şartlar gereği gitgide kenara itilmiş. Geçen altmış senenin izlerini taşımakla beraber, artık bir nevi aileden biri olduğu için gayet iyi bakılmış. Sanıyorum bunca yıldan sonra satmak da hiç kolay olmamıştır.

Bizim ofisten arkadaşım Hikmet, bunca biçimsiz şartlara rağmen büyük fedakarlıkla bir araç ayarlayıp işten de izin alarak taa Konya'ya hızır gibi yetişti, motoru yükleyip dönüş yoluna çıktık. Akşam 21.00 civarı "yeni" motorum artık eve gelmişti. Her şey tamamlanıp da motorum 60 yaş gençleştiğinde ilk turu da Hikmet atacak, sözüm söz.



Önümüzdeki aylar, zamanım elverdiğince motorla uğraşmakla geçecek. Bir yandan motoru yavaş yavaş söküp elden geçirirken, özellikle kaporta/boya, nikelaj işlerini halledip, orijinal haline yaklaşması için ihtiyaç duyduğum eksikleri tespit edip gidermeye çalışacağım. Her şey bittiğinde, hem kendim için hem de başka hevesliler için güzel bir başvuru arşivi biriktirmiş olmayı umuyorum. Bakalım her şey umduğum gibi gidecek mi.