29 Mart 2015 Pazar

Alışveriş Çılgınlığı

Yok yok, pes etmiş değilim. Bir aydan fazla bir süredir kalem oynatmadığımın farkındayım, aslına bakarsanız pek anahtar da oynatmış sayılmam ama son derece ağır aksak da olsa hedefime doğru ilerliyorum.

Hatırlarsanız, hiç de zorlanmadan epey zengin ve gittikçe daha da çok kabaran bir alışveriş listesi oluşturmuştum. Yazı yazmadığım dönemde listeyi hafifletmek için çalıştım; yeni sürprizlerle karşılaşmazsam oldukça başarılı olduğumu söyleyebilirim.

İlk alışveriş dalgasını Almanya'da başlattım. Uli's Motorradladen, Frankfurt'ta, sadece eski BMW'ler üzerine çalışan bir yer. Son derece bilgili ve yardımcılar, gayet de hızlı çalışıyorlar. Orijinaline uygun hale getirmek istediğim pek çok detayı buradan tedarik ettim. Maalesef Euro'yla düşününce bile çok pahalı, ama özellikle orijinaline uygun replika parçalar o fiyatı hakediyor.

Örneğin far camı. Hakiki cam. Alt kısmında zamanın Bosch logosuna dikkatinizi çekerim. İhtiyarınki uzun zaman önce sizlere ömür, yerine bolca silikonla tutturdukları uyduruk plastik de böylece çöpe gidebilir.
Ayaklıklardan da daha önce bahsetmiştim. Biri kullanılır durumda, biri gövdeye kaynaklı ve yerinden kesmem gerekiyor, kalan ikisi de bunlar. Biri demirden tamamen uydurma , öteki de motorun yan ayaklığıyla kaynatılmış.
Güzelim ihtiyarı insan içine bunlarla çıkaracak değilim ya. 3 tane yeni peg aldım. Bu arada, sadece fotoğraftaki peg lastikleri değil, hava hortumu, elcikler, aküyü tutturan kayış vesaire dahil bütün kauçuk parçaları da yeniledim. Bursa'da bir üretici yapıyor, son derece de kaliteli. Tek sorun, deponun iki yanındaki diz konacak parçalar ihtiyara uymadı. Kalıpla ilgili bir sıkıntı olsa gerek. Onun da çaresi bulunur eninde sonunda.
Amortisör üst kapakları da artık iş görmez haldeydi. Ucuz değil ama bunlarla uğraşmaktansa yenisini almak daha kolayıma gitti. Aluminyum işleri yapan tanıdık bildik bir yer olsa herhalde taa Almanya'lardan getirmekten daha ucuza halledebilirdim. Sağlık olsun, ihtiyar için değer.
Bu belki de favori parçam. Zamanına uygun, Everbest replikası benzin musluğu. Bu kadar ufak bir detay, bence ancak bu kadar kibar ve motorun genel estetiğine uyumlu yapılabilir.
Bu da diğer bir detay. Gerçi pek de önemsiz sayılmaz; yine orijinaline uygun kontak anahtarı ve kilit kapağı.

İlginçtir, BMW uzun yıllar boyunca motorlarını tek bir kontak anahtarıyla üretmiş, yani bir tane anahtarınız varsa bütün BMW'ler sizin!
Kontak düzeneği kimbilir ne zaman yerli uyduruk bir şeyle tamamen değişmiş. Hatta onu uydurabilmek için far tasının üzerindeki deliği büyütmek gibi değişiklikler de yapılmış. Aldığım çok pahalı malzemelerden biri de orijinal kontak düzeneği. Çok basit olmasına rağmen herhalde özel üretildiği için bu kadar kazık. Bunu ve üstteki kapağı yerleştirebilmek için far tasında da birtakım düzeltmeler yapılması gerekiyor.
Bu da diğer bir evlat acısı. Sol elcikteki far ve korna düğmesi. Pahalı mahalı ama çok kibar duruyor meret.
Sol elciğin de yenisini aldım. Dedim ya, 60 yaşında motorun en ufak ayrıntısına kadar parçasını bulabilmek mümkün. Başka markalarda bu kadar bolluk olabileceğini hiç sanmıyorum doğrusu.

Sağ taraf iş görür durumda. Güzelce bir zımparalayıp mat siyaha boyayacağım.
Bunların yanısıra motor, şanzıman ve arka diferansiyelin conta-keçe takımlarını da aldım. Aslında bunları da burada çok daha ucuza mal etmem mümkündü ama hem örnek olarak kullanabileceğim bir takıma sahip olmadığımdan, hem de burada eksik gedik bir iş yapmaktan çekindiğim için paraya kıydım Uli'den aldım. Bu motorun seti.
Bu vites kutusu. Üşenmesem sanayiye götürüp birer kopyalarını çıkartacağım ama bir daha conta gerekene kadar kim öle kim kala...
Ve son olarak arka diferansiyel.


Bu arada, geçen hafta karbüratörü söküp tamamen dağıttım. Bir bakıma iyi oldu, sökmesi çok da karmaşık bir sistem değilmiş. Haliyle hemen temizleyip toplamak dururken öylece bıraktım ki nasıl dağıttığımı iyice unutayım, toplarken hepten heyecan olsun.

Fotoğrafta en yakında bulanık görünen paket, karbüratörün conta seti. İlginçtir, karbüratörde en büyüklerinden bir iki parça  eksikti. Belki bundan sonra daha sağlıklı çalışabilir.
Dün de sağanak yağmur altında çıkıp alışverişimin Ankara ayağına başlamak niyetiyle evden çıktım. Önce sanayiye gidip iyi bir rektifiyeci buldum. Subaplar iyi durumdaymış (buna çok sevindim) ama silindir için maalesef aynı şeyi söylemedi. Sağolsun subapları da pırıl pırıl temizledi bu arada. Pistonu her halükarda değiştirmemi önerdi, silindiri de ya bu haliyle honlamayı, ya da yarım milimetre daha genişletip bir kademe daha rektifiye etmeyi önerdi. Bundan kaçış yok galiba.
Oradan çıkıp, eski BMW'lerle ilgilenen herkesin bir şekilde tanıdığı bildiği Ünal Usta'ya gittim. İnternette hakkında yazılanlar biraz gözümü korkutmuştu açıkçası, genelde gayet aksi, asabi bir ihtiyar olarak anlatılmış. Çok dost canlısı biri diyemem ama abartıldığı kadar değil bence. Elimde tam adres olduğu halde yerini bulabilmem ise hiç kolay olmadı. Maalesef fotoğraf çekmeyi akıl edemedim ama görseniz bana hak verirdiniz.


Durumu anlatınca benim silindiri alıp yerine rektifiye edilmiş bir silindir ve uygun bir piston vermeyi teklif etti. İşime de geldi açıkçası. Üstte aldığım silindir bloğu, yandaki fotoğraftaysa benim 69mm eski pistonla yeni aldığım 69,50mm piston yanyana. Silindir bloğunu tel fırçayla iyice bir temizleyip mat siyah sprey boyayla boyayacağım.
Pırıl pırıl "Torpido" modeli egzozum da tamam.
Ve son olarak, ihtiyarın çatlak piston kolu yerine çıkma piston kolum da tamam.

Böylece, işin önemli kısmını tamamlamış oldum. Kalan alışverişim, tespit ettiğim rulmanlar ve motorun tüm cıvataları, hepsi o!
Bu arada, bir sürü de alet edevat alışverişi yaptım. Şasideki kaynakları kesip temizlemek için bir taşlama makinesi, evdeki Dremel için de bir metal parlatma ve cilalama seti.
İlk metal parlatma denememi de yerine yenisini aldığım sol elcik üzerinde yaptım. Fotoğrafta yılların kiriyle pisiyle ellemediğim taraf.
Bu da diğer tarafı. Titizlenmeden, kabataslak bir deneme yaptım. Cila kullanmadım bile. Ama sonuç çok başarılı. Biraz pratik yapayım, iyice kendime güvenim gelecek. Parlatmam gereken epey parça var; egzoz borusu (deveboynu), manetler, jant ve akort telleri...






Artık saatler de ileri alındı, bundan sonra bir daha bu kadar tembellik yapmadan yavaş yavaş da olsa daha düzenli ilerlemeyi umut ediyorum.


19 Şubat 2015 Perşembe

Ayrılık Zamanı

Motor bloğu ve vites kutusundan bahsediyorum.

Bunca zaman savsakladıktan sonra önümde iki seçenek vardı; gövde aksamının geri kalanı ve ön tekerleği tamamen sökebilirdim, veya motor ve vites kutusunu sökerek devam edebilirdim. Tekerlek ve ön takımdan çok bir iş beklemiyorum, en fazla rulmanlarını değiştirmek gerekecektir, onun dışında şasiye kaynaklanmış fazlalıkları traşlayıp boyamak için bir engelim yok sayılır.

Fakat asıl kapalı kutu motorun kendisi. Ne kadar sağlıklı olduğunu bilmiyorum, içeride kırık dökük var mı onu da bilmiyorum. Önceliği motor ve vites kutusuna verirsem ortalık darmadağın olacak ama değişecek birşeyler tespit edersem parça tedariği için zaman kazanmış olacağım. Ben de motora girişiyorum.

Motor ve vites kutusunun ayrılmış hali. Topu topu 4 tane somunla tutturulmuş, gayet pratik bir biçimde birbirinden ayırıyorum. Sağ tarafta motor bloğunun ortasında debriyaj balatasını görüyorsunuz. Günümüzde hemen hemen her motosiklet modelinde, motor bloğunun içinde konumlanmış, motor yağının içerisinde çalışan "ıslak" debriyaj tipi kullanılıyor. O zamanlar demek ki o teknoloji henüz gelişmemiş ki "kuru" debriyaj kullanılmış. Daha iri, gerektiğinde ulaşması daha zor, özellikle hor kullanılırsa ömrü daha kısa, ancak basit bir mekanizma, ve ıslak debriyaj gibi özel bir motor yağına ihtiyaç duymuyor.

Eski teknoloji dedim ama, ihtiyarın torunlarında, bütün BMW R serisi motorlarda, taa 2013 yılına kadar aynı tip debriyaj kullanıldı.

Bu arada, bu blokların temizlenmiş, yağdan çamurdan arındırılmış hali. O konuya biraz sonra geleceğim.
Üst kapakları tutan somunu söküyorum. İçeride bir sürpriz yok. Fotoğrafta sol taraf egzoz çıkış, sağ taraf ise benzin-hava giriş subabı. Orta kısımda gördüğünüz somunlar, ta aşağı kadar uzanan itme çubuklarını tutuyor. Emme ve egzoz subapları, pistonların hareketiyle senkron biçimde bu çubuklar yardımıyla açılıp kapanıyor. Modern araçlarda artık bu çubukların yerini de trigger adı verilen zincir veya kayış mekanizması almış.
Üst kapaklar da böyle. Egzoz tarafı belirgin biçimde daha çok kurum bağlamış.
Contalar genel olarak fena durumda sayılmaz, hatta zorda kalsam tekrar kullanılabilir bile. Ama ne gerek var, onları da yenilemeyeceksem bu kadar zahmete niye girdim, öyle değil mi?
Hepsi değil tabi. Örneğin karbüratörün bağlandığı emme manifoldundaki conta lime lime olmuş.
Neyse, hızımızı almışken devam edelim. Subap milleri bloğa ikişer tane cıvatayla sabitlenmiş. Onları sökünce hem mil yatakları, hem itme çubukları, hem de bloğun üst kısmı çıkmış olacak.
İşte böyle. Üst kapakta, subapların alt kısmını görüyorsunuz, aşağıdaysa piston en tepe konumunda bulunuyor. 

Kendi renkleri siyah değil, fakat zaman içinde, büyük ihtimalle ayarsız karbüratörün de etkisiyle hepsi kurum bağlamış. Açmışken iyi bir temizlik istiyor.

Subaplara ne yapmam gerektiğine henüz karar veremedim. Böyle bakınca göze çarpan bir sorun yok. Yerlerinden sökmeye değer mi değmez mi bilemiyorum. Hem sökmek için gereken alet de bende yok. Neyse, hele bir temizleyeyim de sonra düşünürüm artık.
Artık dışarıya karşı koyacak bir vakum olmadığından, debriyaj balatasından tutup motorun şaftını, böylece de silindiri kolaylıkla hareket ettirebiliyorum.
Silindir bloğunu tutan 4 tane somundan kurtulup bloğu yumuşak hareketlerle yukarı çekince piston boşa çıkıyor. Üst kısımda, pistonun üst kısmına doğru gördükleriniz, daha önce bahsettiğim, pistonla silindir duvarı arasındaki izolasyonu sağlayan segmanlar.
Pistonu kola bağlayan çubuğu çıkarmak için önce her iki ucunda bulunan metal halkaları yerinden kurtarıyorum. Şansıma oldukça muntazam ve kolay yapılmış, basit bir kargaburunla rahatça alıyorum.
Sonra da, içerideki boru şeklindeki bağlantıyı, yakın çapta bir metal çubuk yardımıyla dışarı çıkarıyorum. Böylece piston da yerinden kurtulmuş oluyor.
Veee günün tatsız sürprizi. Pistonu tutan kol, tam uç kısmından kırılmış. Burası, bütün motor bloğunda belki de en büyük kuvvetlere maruz kalan ve en hızlı hareket eden yer. Tamirinin mümkün olacağını sanmıyorum; biçimindeki en ufak bozukluk, ciddi titreşimlere ve ilerde daha büyük hasarlara yol açabilir. Ya gittiği kadar deyip çok fazla yıpranmamasını umacağım, ya da ucuz yollu bir çıkma bulup değiştireceğim. Bakalım...
Şimdi size bambaşka bir üstün Alman teknolojisinden bahsedeyim: Domol marka fırın temizleyici sprey.

Ennihayetinde bir fırının içindeki kirle bir motorun içindeki kir aşağı yukarı aynı; ağırlıkla kömürleşmiş yanık yağ ve organik moleküller.

Spreyi yanık yüzeyin üzerine sıkıp birkaç dakika bekliyorsunuz, sonra da bulaşık süngeriyle iyice ovuyorsunuz. Bayağı inatçı bir katman olduğundan, bunu birkaç defa tekrarlamak gerekiyor. Aklınızda bulunsun, motor tamiratıyla ev hanımlığı arasında tahmin ettiğinizden çok daha ince bir çizgi var.
Aynısını pistona da yapıyorum. Bu sadece ikinci tur, düşünün artık simsiyah katman daha ilk seferde nasıl pes etti.
Piston demişken, bu orijinal piston değil. Motor vaktiyle rektifiye görmüş, yani silindirin iç çeperleri ilk üretildiğindeki gibi pürüzsüz hale getirilmiş, fakat doğal olarak çapı da büyümüş. Orijinali 68mm çapındayken bu elimdeki 69mm çapında Meteor marka bir piston.

Yüzeyi hiç de pırıl pırıl sayılmaz. Acaba bu şartlarda normal mi sayılır yoksa işlevini etkileyecek kadar kötü mü?
Fırın temizleyici köpükte biraz beklesinler bakalım...

5 Şubat 2015 Perşembe

Müze Gezmesi 2. Bölüm

Bıraktığım yerden devam edeyim. Motosiklet yarışlarına özel bir kısım var sırada. Beni önce RS255 selamlıyor. Isle of Man yarışlarına özel olarak üretilmiş 500cc motor, ön ve arkaya tam %50-50 dağılmış sadece 160kg ağırlık, ve aşırı beslemeli (kompresör) motor. Sene 1938, varın gerisini siz düşünün.

2000 yılında Dakar'ı kazanan F650RR.
Bu da sepetli yarışlar için hazırlanmış. Sepet dediysem, sacın üzerine incecik, minderden hallice bir zemin koymuşlar olmuş bitmiş.
Buysa daha "modern" bir örnek. Gidonun hali, karenaj, sepet, bu sefer hepten akla ziyan.
Zamanının hız rekorunu kırmış WR500. Haliyle motosikletten çok levreği andırdı bana.

Burada, şu ana kadar gördüklerimin hepsi bir anda uçtu gitti. Açıklamasını okuduğumdaysa oturup hüngür hüngür ağlayacaktım neredeyse. 8 serisi, körfez krizi dönemine denk gelmiş, ticari açıdan pek başarılı olmayan bir model olmakla birlikte, 25 yıl sonra bile her yönüyle nefes kesici. Tam da üstü açılır modeli de mi varmış diye ağzımın sularını silerken öğrendim ki meğer yokmuş. Bu da dünya üzerinde yalnızca üç örneği bulunan talihsiz bir prototip. 

Nedendir bilmem, BMW'leri severim ama yine de öyle model tarihçelerini falan bilecek kadar marka düşkünü sayılmam. Örneğin, bu salona gelene kadar, bilindik ve etrafta görebildiğimiz Z serileri dışında bir roadster geçmişi olduğundan haberim yoktu. 

Şu güzelliğe bakın! Gerçi o zamanlar öyleymiş, çağdaşları Mercedes 190SL ve 300SL olan bir araba çirkin olabilir mi? 

Ama başarısız olabilir. 307 Roadster, sadece 240 adet üretilmiş, çok fena zarar etmiş.
Daha da öncesi var. 1934 model 315/1.
Ve onun halefi 1936 model 328. 2 yıl içerisinde tasarımdaki gelişme muazzam.
M serilerine de özel bir salon ayrılmış. Geleneğin ilki olan M1 hariç diğer hepsi, kendi serilerinin birer özel modeli olarak çıkmış. Dışardan bakınca da belki ufak tefek detaylar hariç belirgin bir farkları yok.
Ve hemen yanda M motor ailesi...
Son olarak, tasarımı gerçekten çok özel modelleri bir araya getirdikleri bir salona giriyorum. Bu bir 328 Mille Miglia. Az önceki 328 roadster'ın İtalya'daki 1000 mil yarışlarına katılmak üzere geliştirilmiş modeli.
2009'da sergilenmiş, turbo dizel - elektrik hibrit konsept modeli. Anlaşılan, zaman içerisinde tamamen elektrikli üst sınıf i8'e evrilmiş.
Bu da 6 silindir K1600 motorunu kullanan bir yarış motoru konsepti. Hoşuma gitmedi, bir altı kaval üstü şişhane durumu var sanki.
70'li yıllar ne çirkin bir dönemmiş...
Ama bu öyle mi ya? Fren ve debriyaj manetlerinin şıklığına bakın hele.













Artık ufak ufak çıkma vakti. Müzenin hediyelik eşya bölümüne şöyle bir göz attıktan sonra tekrar BMW Dünyası binasına geçiyorum. Orada da son bir turdan sonra ver elini metro. Yolunuz düşerse mutlaka uğramanızı tavsiye ederim, arabalarla motorlarla çok aranız olmasa bile, müzeye girmeksizin, sırf birşeyler atıştırıp bir kahve içmeye bile gelinebilir. Daha meraklılar içinse fabrika turunu öneriyorum.