Kaporta parçaları nihayet boyadan geldi. Yalnızca çamurluklar ve depo değil, orta ayaktan tutun da gidon kelepçelerine kadar, ihtiyarın tüm metal aksamı, irili ufaklı belki 25-30 parça pırıl pırıl, simsiyah. Dahası, geri kalan metaller de kromajdan geldi, onlar da ayna gibi parlıyor artık.
Fakat hala çok önemli bir eksik var, olmazsa olmaz: çamurluk ve depo kenarlarını süsleyen çizgiler. (İnternette "Pinstripe" diye ararsanız kıyamet gibi içerik var.) İlginçtir, motorun orijinalinde de çizgiler en son çekiliyor, üzerlerinde vernik veya benzeri herhangi bir katman yok. Doğrudan, tamamlanmış siyah boyanın üzerine uygulanıyor. Dahası, hiçbir yardımcı gereç olmaksızın serbest elle çiziliyor. Yani fabrikadan çıkan hiçbir motosiklet birbirinin aynısı değil, çizgilerin eni hiçbir noktada homojen değil; motorun kusursuzluğu, üzerindeki insan elinden çıkma kusurlardan kaynaklaniyor! Fabrikada yıllarını bu işe vermiş zanaatkarlarla aşık atacak halim yok, ben maske bandı kullanacağım elbette.
Ne yalan söyleyeyim, bu kadar ince el işlerine hiç yatkınlığım yoktur. Yine de işi inada bindirdim ya, illa ben yapacağım. Uzun araştırmalardan sonra, İngiltere'de bir internet sitesinden satın aldığım, özel olarak çift çizgi çizmek için üretilmiş, uygun ebatta maske bandı ve yine bu işe özel kaliteli bir çizgi fırçası uzun süredir beni bekliyordu. Oto sanayi sitesinde büyük bir boyacıda gereken renkte (kodu RAL 9001, sanırım kırık beyaz diye geçiyor) selülozik boya karıştırttım. Tinerim zaten var. İş kaldı hanımı kandırmaya... O da zor olmadı nedense, herhalde bir buçuk senedir durmaksızın başının etini yediğimden, bir an önce kurtulmak umuduyla olsa gerek bütün restorasyonun en riskli ve en değerli aşamasını üstlenmeyi kabul etti.
Maskeleme safhası bende. Bant çok kaliteli, çok hoşuma gitti. Kuvvetli bir naylon malzeme, gerdirmeye ve sök-yapıştıra oldukça dayanıklı. Neyse ki 17'şer metrelik iki paket almayı akıl etmiştim, istediğim kadar hata yapma lüksüm var. Arka çamurluk en doğru başlangıç; bir tek buradaki çizgilerin bir başı ve sonu var.
Ardından, dışarıda kalan uçtan başlayarak en üstteki katmanı maket bıçağı yardımıyla dikkatlice ayırıp yine bantladığınız mesafenin sonuna kadar sıyırıyorsunuz.
Geriye, orta katmanda bulunan araları gayet muntazam mesafede üç tane maske bandı kalıyor. Hepsi bu kadar...
Olur mu öyle şey, tabii ki hepsi bu kadar değil! Ön çamurluğa geçince dünyanın kaç bucak olduğunu görüyorum. Arka nispeten kolaydı ama buradaki keskin dönüşleri hizayı da kaçırmadan tutturmak neredeyse imkansız. Allahtan iki kişiyiz, biraz yaratıcılık, biraz el becerisi, çok çok azıcık da baştan savmayla üstesinden geliyoruz. Hiç kolay iş değil, hiç!
Sıra geldi boyaya.
Burada benim fırıncı küreği misali ellerimi görmek zorunda kalmadığınıza memnun olmalısınız. Tam zamanlı hanım/yarı zamanlı fotoğrafçı ve yardımcım meğer kırk yıllık boyacıymış! Küçük bir kavanozda boyayı tinerle seyreltip fırçaya iyice yediriyoruz. Burada el hissi ve göz kararı çok önemli; tiner çok uçucu olduğundan sürekli takviye istiyor. Karışım çok ince olursa fırçaya tutunamıyor, kalınlaştığında da yüzeyde minik kabarcıklar oluşuyor. Doğru kalınlığı yakalayıp olabildiğince sakin, sabit bir hızla ilerlemek gerek. Safi sabır ve dikkat işi.
Bu da boyanmış arka çamurluk...
Ve son olarak depo.
Kabul ediyorum, iyice yakına sokulup inceleyince hem maskeden hem de boyadan kaynaklanan kusurlar yakalamak mümkün. Olsun, ne fark eder, bütün restorasyonun en zor kısmını el ele verip birlikte başardık, harika da oldu; var mı itirazı olan?


Merhaba bir BMW R25/3 kullanıcısı olarak paylaşımlarınızı hayranlıkla takip ediyorum.elinize emeğinize sağlık. Bursa'dan saygılarımla.
YanıtlaSilCok teşekkür ederim, eksik olmayın.
Sil