23 Şubat 2016 Salı

Kapatıyoruz...

Geçtiğimiz hafta sonu, artık biraz sabırsızlık, biraz da havanın biraz rüzgar hariç idare eder durumda olması sebebiyle başından beri savsakladığım silindir bloğunu boyamaya soyundum. Elim değmişken, yanında yağ karterini de aradan çıkardım. Böylece ısıya dayanıklı siyah boyayla da işim tamamlanmış oldu. 

Maske ve boya esnasında fotoğraf çekmeye üşendim açıkçası. İşin hava yüzünden yarım kalması endişesi de cabası.

Sonuç hiç de fena olmadı. Boya kuruduktan sonra subap itki çubuklarının kılavuzlarını çekiç ve zedelenmesinler diye bir parça tahta yardımıyla yerine çakıp lastik contalarını yeniledim. 





Sıra geldi pistona. Fotoğrafta çok iyi görünmüyor olabilir ama dikkat ederseniz pistonun yere doğru olan tarafında "sekman" adı verilen üç tane metal bilezik var. Bunların görevi, pistonun üst tarafındaki yanma odasıyla, alt tarafındaki gövdeyi birbirinden izole etmek. Yani silindir duvarlarına sıfır durumdalar. Böylece, silindir duvarı alt taraftan yağlanırken, üstteki yanma odası gerektiği gibi yüksek basıncı koruyabiliyor.

Yine fotoğrafta sol tarafta gördüğünüz sekman kelepçesinin görevi de, sekmanları yuvalarında sıkıştırarak silindirin içine oturtulabilmesini sağlamak. 
Pistonu içine koyup, L şeklindeki kol yardımıyla somununu iyice sıkıştırınca pistonu silindirin içine kaydırmak mümkün oluyor. Birkaç denemeye ihtiyaç duymuş olsam da, sonunda pistonu yuvasına oturtuyorum.














Yepyeni conta setimin parçaları da artık yavaş yavaş ait oldukları yere yerleşiyor.
















Bu aşamaya gelmek oldukça zahmetliydi. Şunların aynı anda yapılması gerekiyor:
- Oldunça ağır olan silindir bloğunu, piston kolunun üzerinde tut
- Pistonun dibindeki delikleri piston kolunun ucuna hizala, ama sekmanların silindirden kurtulmasına izin verme
- Bir çekiç yardımıyla, pistonu piston koluna sabitleyen mili yuvasına yerleştir

Bunların hepsini bir arada sadece iki el kullanarak  yapmak pek de mümkün olmadı haliyle. Şansıma, elimin altında kritik durumlarda bana yardımcı olan iyi bir çırak var.

Farkındayım, pistonun üst yüzeyi çizik içinde ama asıl kritik kısım olan yan yüzeyler ve sekmanlar iyi durumda. Sorun yok.

Sıra geldi egzantrik zincirine. Ortadaki büyük "krank mili" ve sağ üstteki "egzantrik (veya kam) mili" arasındaki ilişkiden bahsetmiştim. Krank mili pistonu hareket ettirirken, egzantrik mili de yakıt ve egzoz subaplarını kontrol etmekten sorumlu. Krank milinin iki tam turunda, aradaki zincirle çevirdiği egzantrik mili bir tam tur atıyor. 

Burası belki de motordaki en kritik nokta: iki milin birbirlerine göre konumları. Ayarına dikkat etmezsem, en iyi ihtimalle çok benzin tüketen ve çok düşük performanslı bir motor sahibi olurum, en kötü ve daha kuvvetli ihtimalle de motorun epey bir kısmı çöpe gider.







Hangi subabın, krank milinin en tepede olduğu "üst ölü noktaya" göre kaç derece açıda açılıp kapanması gerektiği, motorun servis kılavuzunda belirtiliyor. Buna göre yaptığım çizelgeyi krank milinin göbeğindeki vidaya tutturup doğru konumu yakalayana kadar bir iki deneme yapıyorum.







Nihayet tamam, zincirin klipsini takabilirim. Sonrasında da, Almanya alışverişimde aldığım zincir gergisi ve yayını yerine sabitliyorum. Bu parça aslında ihtiyarın iki sonraki modeli olan R27'lerde eklenmiş, ama eski motorlarla da uyumlu. Eski zincir silkelenirken etrafa epey zarar vermiş, içim böyle daha rahat. 

Bu arada, contayı da motor yağıyla çepeçevre yağladıktan sonra yerine oturtup ön kapağı yeni somunlarla monte ediyorum.



Artık silindiri kapatabilirim. Subapların olduğu üst bloğu yerine oturtarak itenekleri yerine yerleştiriyorum. Egzantrik milinin üzerindeki, yakıt ve egzoz tarafını kontrol eden birer "boynuz" bulunuyor. Bunlar birer çubuk yardımıyla itenekleri fotoğrafta iç tarafında gördüğünüz ucundan yukarı itiyor, diğer ucundaki çıkıntı da altındaki subabı aşağı doğru bastırarak, kontrol ettiği taraftaki akışa izin veriyor.







Son olarak, subap ayarı yapmam gerekiyor. Motorun sağlıklı çalışabilmesi için, subabı iten çıkıntının subapla arasında küçük bir boşluk olması gerekiyor. Bol olursa subabı yeterince açamaz, sıkı olursa da hasar görebilir. İhtiyarın servis kitapçığı, yakıt tarafı için 0,15. egzoz için 0,20 mm boşluk olması gerektiğini söylüyor. 

Ayar kolay. Aşağıdan gelen çubukların oturduğu kısımdaki cıvata yuvasında çevirerek ayarlanıyor, sonra da üst kısmındaki somunla sıkıştırılıyor. Sentil çakısıyla da kontrol ediyorum. Fotoğraftaki 0,15mm olan sentil egzoz boşluğuna rahat sığabiliyorken, 0,20mm sığmıyor.

Motoru nihayet kapatmış olduk... En üst kapağı şimdilik takmadım, tutan parçayı zımparalayıp duruma göre boyamam gerekiyor. Jeneratör gövdesini de sıcağa dayanıklı gümüş rengine boyadıktan sonra elektrik tesisatını da monte edip ayarlayacağım. Sonra ver elini vites kutusu. Tünelin ucundaki ışık yavaş yavaş görünmeye başlıyor.

14 Şubat 2016 Pazar

Yeni Bir "Özel Alet" Macerası

Motor bloğu, nihayet boyanıp toparlanmak için güneşli ve sıcak bir hafta sonunu beklerken, ben de (umuyorum ki) son "özel aletimi" üretmek üzere kolları sıvadım.
Bu seferki, vites kutusunun çıkış milini tutan, tuhaf "taçlı" somun. Taçlı somunlar (crown nut) girintili, dar yerlerde kullanılmak üzere tasarlanmış, fakat standart olarak altı çıkıntıya sahipler. İhtiyardakiyse dörtlü ve büyük ihtimalle yalnızca bu iş için özel olarak üretilmiş. Haliyle, maalesef piyasada bunu açabilecek bir araç bulabilmek de mümkün olmadığı için iş başa düşüyor.

Somunun çap ve kalınlığına uygun, uzun boylu sıradan bir 16mm lokmayla başlıyorum. Amacım, bunun kenarlarını uygun şekilde yontarak somunun taçlarına uydurmak. (Acaba somunu da daha sonra standart bir şeyle değiştirsem mi?)

Bu arada, lokmanın uzun boylu olması şart, çünkü ortadaki mil yaklaşık iki buçuk santimetre uzunluğunda. Yontma payını da hesaba katınca içerde en az üç santimetreye ihtiyaç var.










Eğlenceli kısma geldik. Taşlama makinamı, kesme diskini taktıktan sonra universal ayağa sabitledim. Ayak epey işe yarıyor, öteki türlü koca aleti bir elinde tut, öteki elinde parçayı hizalamaya çalış, olacak gibi değil pek.

Somuna baka baka, göz kararı çentikleri açmaya başladım. Şansıma, pek de inatçı bir malzeme değilmiş.



Son derece fotojenik bir işlem olmadığını kimse iddia edemez bence.









Dedim ya, malzeme gayet elverişli. Böylece, oldukça düzgün oyuklar çıkarmak mümkün. Kenar kısımlarını mümkün olduğunda somuna uygun biçimde inceltip, oyukların diplerini de yine olabildiğince düz bırakmaya çalışıyorum.






Şaka maka, sonuç hiç fena değil. Cuk oturdu desem yalan olur, sonuçta somunun kendisi de artık ilk günkü kadar düzgün sayılmaz. Geçtiğimiz 60 yıl içinde bu tip bir aletle sökülmüş olduğunu hiç zannetmiyorum. Olsa olsa eski usul çekiç-keski görmüştür.





Eski dostumuz WD-40'ı çağırma zamanı. Somunun etrafı yağ ve pislik içinde. O da, yivlerin arasına işleyip epey sıkı bir yapıştırıcı görevi görüyor. Hiç olmazsa yüzeysel olarak elimden geldiğince temizlersem iş biraz daha kolaylaşacaktır.












Bu "özel aletten" önceki yazılarda bahsetmiştim. Son derece basit, L şeklinde metal bir plaka. Somunun takılı olduğu mil, doğrudan vites kutusunun çıkış mili ve serbestçe dönebiliyor. Flanşın uzantısını L plakayla vites kutusunun gövdesine yaslıyoruz ki dönmesine engel olalım.






10 Ocak 2016 Pazar

Hava Muhalefeti

Motoru nihayet tamamen açtıktan sonra istikamet belliydi: ver elini sanayi... 

Krank milinde yapmam gereken iki önemli iş var: ucu çatlak olan krank kolunu aldığım çıkmayla değiştirmek ve ana mil üzerindeki üç rulmanı yenilemek. Kolun bağlı olduğu çelik mil, iki taraftan "sıfır geçme" şeklinde bağlı. Yani insan kuvvetiyle yerinden kıpırdatmak mümkün değil. (Eve hidrolik pres alacağım desem hanım haklı olarak beni kıtır kıtır keser muhtemelen!)

Ayrıca, değiştirmek istediğim rulmanları çekiçle yerine oturtmak için uygun ebatta bir çelik boruya ihtiyaç var, evde o kadar da malzeme yok.

Ben de soluğu tekrar tornacıda aldım. Kolu presin altında tereyağından kıl çeker gibi çıkardı, içerisindeki bilyaları yenileriyle değiştirip yeni kolu taktık, ana mil üzerindeki üç rulmanı yerine oturttuk ve eve geldim. Orada fotoğraf çekmeyi akıl edemedim maalesef. 

Söktükten sonra, motor bloğunu kıyı köşe adamakıllı bir temizleyip metal cilasıyla parlattım. Tabii ki yıllar içinde oluşan yara bereye yapacak bir şey yok, yine de pislik ve oksit tabakası gidince pırıl pırıl parlamaya başladı.

Motorun arka yüzündeki debriyaj çıkışını tutan yağ keçesini pense yardımıyla parçalayarak çıkarıp yerine yenisini taktım. Üst fotoğraftaki krank milinin daha kısa olan tarafına denk geliyor.



Aynı şekilde, motorun ön tarafını koruyan kapak üzerinde, milin uzun kolunun etrafındaki keçeyi de yeniledim.

Motor yağı, bu ikisinin arasında dolaşıyor. Öndeki elektrik dinamosu ve arkada debriyaj kısmına bulaşmamalı.







Sonrası çorap söküğü... Önce, yenilenmiş krankı, önceden ısıttığım motor bloğunun içine dikkatlice yerleştirip yeni cıvatalarla kapatıyorum. 

Fotoğrafta yüzeyde dalga dalga görünenler, benim çok da düzgün ovamadığım metal cilasından arta kalanlar. Şimdilik çok üzerinde durmuyorum, işim bitince etraflıca bir temizleyip yıkayacağım nasıl olsa.





Onun üzerine de, ana yatak rulmanını tutan metal plaka geliyor... Krank milinin işi bitti...


















Kam milinin işi daha kolay. Onun da yuvasını iyice ısıttıktan sonra yerine yerleştirip, dişlinin delikerinin hizasında iki vidayla yerine sabitledim. 










Dişlinin göbeğine de, milin hizada kalmasına yardımcı olan parçayı vidalıyorum.

Böylece, motor bloğunun ön kapağını (az önce yağ keçesini değiştirirken gördüğünüz) kapatmak için önümde yalnızca bir tane minik engel kalıyor. O konuya birazdan geleceğiz...













Ama önce bloğun arka tarafını halledelim. Oldukça ağır çelik bir diskten ibaret olan volanı yerine yerleştirip kocaman somununu sıkıyorum. Bu somun, koca ihtiyarın en sıkı somunu; servis kitapçığında 170 Newton.metre sıkın diyor. (gözünüzde canlanması için, o sıkılığa ulaşmam için fotoğraftaki kolun üzerine çıkıp tepinmem gerekiyor) Maalesef o kadar yapamadım ama 130 civarı oldu. Olduğu kadar artık...
  




Somunun zamanla gevşemesini engellemek için ek bir güvenlik önlemi olarak, altındaki pulun bir kenarını kaldırıp somunun kenarına kadar bükmek gerekiyor.

Krank milini sabitlemek için kullandığım "özel aletlerimin" de artık görevi tamamlanmış oluyor.














Volanın içine, sırasıyla debriyaj yayı, (debriyajı bıraktığınızda tekrar kavramayı sağlıyor)
















onun üzerine kavramanın bir yanını oluşturan çelik plaka,












8 Aralık 2015 Salı

Yok artık!

Yazmayalı 4 ay mı olmuş yahu!

Dışarıdan bakınca iki olasılık görülüyor: ya bu adam bu işi kıvıramayıp sukoyverdi demişsinizdir, ki büyük ihtimalle de öyle olmuştur, ya da yazma işinden sıkıldı bıraktı diye düşünmüşsünüzdür. 

Hayır, ikisi de değil. Bu koca ara boyunca, ihtiyar yine zamanımın çok büyük kısmını aldı, öyle ki (patron duymasın) zaman zaman mesaimden de çaldı. Ancak, harcadığım zamanın tamamını kafa patlatma, okuma, daha çok kafa patlatma kısırdöngüsünde geçirdiğim için dışarıdan bakınca gittiğim yol ancak bir arpa boyu...

Bu yazıya aslında "üç özel alet" serisinden bir isim vermem gerekirdi. Birçok defa bahsettim, ihtiyarı tasarlayan abiler, belli başlı yerleri söküp takmak üzere bazı özel aletler tasarlamış ve kullanmış, öyle ki, internette orijinalinden taranmış pdf dokümanı olarak kolayca bulabileceğiniz sayfalarca alet katalogları mevcut. (Şu işleri bir kolayladıktan sonra nerede hangi bilgi ve dokümanın bulunabileceğine dair kapsamlı bir referans listesi hazırlamak istiyorum.)

Motora giriştim... Hesapta çok kolay olacaktı...

İkinci "özel aletimi", yine orijinalinin işini görecek şekilde uyduruk kaydırık tasarlamıştım. Resimde gördüğünüz, volanı ve onun bağlı olduğu krank milini sabitleyerek rahat çalışmamızı sağlayacak iki adet metal plaka. Benden beklenmeyecek biçimde, gayet güzel iş gördü, hatta 4 tane yaptırmış olmama rağmen ikisi yetti.

Ortadaki o kocaman somunu görüyorsunuz ya, ilk golümü ondan yedim. Ne yaptıysam olmadı, bir milim kıpırdamadı. Kaç gün (veya hafta) geçtiğini bilmiyorum, sonunda motoru kaptığım gibi amortisörün somunlarını tek hamlede mat eden tornacıma götürdüm. Evet, yine yalnızca bir tanecik çekiç darbesiyle işi bitirdi...

Motorun ön tarafındaysa, önce üretilen elektriği 6 Volt doğru akıma çeviren regülatör devresini tutan kaseyi söktüm, sonra da krank milinin ucuna sabitlenmiş olan rotor sargısını çıkardım. Görünen o ki, kablolamayı elden geçirmek zorundayım. Sorun değil, zaten dışının da durumu pek iyi değil, kromaj yapılacak parçalardan biri de o. Hem elektrik devresine dair de muazzam bir kaynak dokümanım var.



Arkasından, egzantrik dişlileri ve zincirini kapatan kapağı çıkardım. Aradaki conta kimbilir kaç yıllıksa, paramparça oldu. Neyse ki elimde yenisi var.










Zincir fazla mı bol, bana mı  öyle geliyor? Fotoğrafta pensenin sağ hizasındaki vida deliğinin zincire denk gelen yerine dikkatlice bakarsanız, irice bir oyuk farkedeceksiniz. Zincirin tam dişliye denk gelen kısmı, silkelene silkelene zaman içerisinde orayı oymuş.

Bunda suçu yalnızca zincire atmak haksızlık olur. İhtiyarın bir sonraki modeli olan R26'dan itibaren buraya basit bir yaydan oluşan bir zincir gergisi koymuşlar. Maalesef bundan önceki toplu parça alışverişimde akıl edemedim, fakat ikincisine onu da yazıyorum.

Zinciri de yenilemek üzere çıkardıktan sonra ilk "özel alet" macerası başlıyor. Şüphe uyandıracak kadar ucuz bir genel amaçlı çektirme almıştım, gördüğünüz rulmana tutturarak rulmanı yerinden kurtarıyorum.

Çektirme de ne ola ki diyenler olursa; çektirme, adı üstünde, çekmeye yarayan bir araç. Bir mil üzerine, sıcaklık farkı yaratılarak geçirilmiş ve soğuyunca daralarak kıpırdamayacak şekilde sabitlenmiş olan rulman, dişli gibi parçaları, sıcak hava tabancasının da yardımıyla yerinden çekerek çıkarabilmenizi sağlıyor. Fotoğrafta gördüğünüz iki ayağı rulmana, göbeğindeki vidayı da krank milinin ucuna tutturdum. Göbek vidasını çevirdikçe, vidanın üzerinde ilerleyen ayaklar, rulmanı da adım adım çekerek sonuna yerinden kurtarıyor.

Bu, ucuz etin yahnisi misali, bu çektirmenin ilk ve son başarısı oldu.

Tam o deliklerin altında birer tane vida, egzantrik milini gövdeye tutturan kapağı tutuyor. 

Fotoğraftaki "temsili" gösterime bakmayın, vidaların ikisi de o kadar inada bindirmiş ki sökmem bir akşamımı aldı. Bu sefer, tornacıdan öğrendiğim tüm numaraları uygulayarak kendim becerdim. Önce pas ve yağ artıklarının biraz yumuşaması için WD-40, sonra bölgeyi 80 derece civarlarına ısıtacak şekilde bolca sıcak hava, sonra da eski bir tornavida üzerinden kuvvetli çekiç darbeleri.

Arada karter tavasını da söktüm. Ne zaman konulduğu meçhul yağ artık öyle bir katran hali almış ki, dipte biriken tortuyu temizlemek pek kolay olmadı...











Hem de muhteşem fırın temizleme köpüğünü kullanmama rağmen!












1960'lardan kalma özel alet kataloğunda, motor bloğunu sökerken kullanılacak 3 kritik parça var. Bunlardan birincisi volanı deminki o koca vidanın altındaki krank milinden çıkarmak için, ikincisi yine az önce iki vidasını söktüğümüz egzantrik dişlisini oturduğu yatağından çıkarmak için, üçüncüsü de nihayet krankı ve krank kolunu koruyan kapağı çıkarmak için.

Haliyle, o aletlerin orijinallerini bulmanın imkanı yok. ABD'de, bunlarla birlikte birkaç özel aletle aynı işi gören parça setleri satılıyor ancak hem setin kendisi çok pahalı, üstüne üstlük buraya göndertmenin astarı yüzünden pahalı. Özel set dediğim de çok basit tasarımlara sahip, lazerde kesilmiş birkaç parça metal, birkaç tane de cıvata ve somundan ibaret. Bu ihtimali elemekle birlikte, internetteki fotoğraflarını uzun uzun incelememin, sonunda bulduğum hesaplı ve basit çözüme büyük katkısı olduğunu söylemeliyim.

Sonrasında uzunca bir süre, o seti kendim üretsem nasıl üretirim diye kafa yordum. Altı üstü, üzerine birkaç tane delik açılmış metal plakalardan ibaretti. Bir ara, eve ciddi ciddi "ayaklı matkap tezgahı", hatta yanına kaynak makinası almayı düşündüm. Yaptıkları işe kıyasla çok anormal maliyetler olmamakla birlikte, muhtemelen bir daha işime yaramayacaklardı, hatta ihtiyaç duyduğum aletleri üretebileceğim de meçhuldu.

Şimdi filmi ileri sarıyoruz. Haftalar böyle düşünce ve tasarılarla geçti, ilgili ilgisiz her şeyi okudum, aylak aylak yapı marketlerde gezdim, hırdavatçı e-ticaret sitelerini hatmettim. (çok da dramatize ediyor sayılmam) Fakat nihayet öyle bir ışık yandı ki, sonunda işi nispeten çok az maliyetle tereyağından kıl çeker gibi hallettim.

Fotoğrafta gördüğünüz alet, yine bir çektirme, fakat deminkinden biraz daha farklı bir tip.

Alt kısımdaki yuvarlak parçaya çene adı veriliyor. Bunu, çektireceğiniz rulman veya dişlinin arkasına geçirip, iki yanındaki somunlarla iyice sıkıştırıyorsunuz. Çenenin üzerindeki iki vida deliğine vidalanan kolları, üzerlerindeki somunlarla gövdeye tutturup aynı şekilde göbek vidasını çevirerek çekiyorsunuz.











İlk olarak volanın çıkması gerekiyor. Yalnız, burada biraz kurnazlık yaparak çektirmenin kendi millerini değil, volanı çektirmek için konulmuş iki deliğe uygun birer cıvata kullanıyorum. Varan bir - volan çıktı.








Sırada egzantrik mili var. Bu sefer çektirmenin yalnızca gövdesini kullanıyorum. Egzantrik milini çekebilmek için, tam merkezine vida deliği açmışlar. Gördüğünüz cıvatayı aşağı kadar uzatıp mile iyice sıkıştırdıktan sonra, beyaz somunu çevirerek vidayla birlikte egzantrik milini yukarı doğru çekiyorum. Varan iki - egzantrik de tamam.





Son durak, krank milini tutan motor blok kapağı. Bunu da volanda yaptığıma benzer biçimde söküyorum. Buna tutturduğum vidalar daha ince ve uzun, ama mesafe çektirmeyi kullanmak için yeterli oluyor. Varan üç - motor artık darmadağın.

22 Ağustos 2015 Cumartesi

Korkunun Ecele Faydası Yok

Bugün güzel havayı da fırsat bilip, epeydir yaptığım alış verişlere nihayet bir anlam yüklemeye karar verdim.

Çoktandır cesaret edemediğim, daha doğrusu işin en eğlenceli kısmı olabilecek kadar, büyük facia olabilme potansiyeli olan işlere giriştim. Taşlama makinesini kutusundan çıkarmanın zamanı geldi.

Sonradan kör topal kaynak yapılmış olan, ikisi üçüncü yolcu için (!), biri de kırılan sol arka ayaklık montaj demiri yerine kaynatılmış toplam üç tane uyduruk demirden artık kurtuluyorum. 
Bu kadar kendimden emin anlattığıma bakmayın. Daha önce ne metal kesmişliğim var, ne de taşlama aleti (nam-ı diğer spiral) kullanmışlığım. 

Çok hafife alınacak bir alet olmadığının farkındayım. Bu yaştan sonra da başımı durduk yere belaya sokmaya hiç niyetim yok. O yüzden, çoktandır bugünü bekleyen plastik bir iş gözlüğü, oldukça memnun olarak bir süredir kullandığım bir eldiven ve motordan kalma eski bir bandana ile "tam teşekküllü" çalışacağım, Hatta bunların yanında bir de maskem vardı ama takınca gözlüğüm buğu içinde kaldı. Ne saçmalık...

Zaten kendimden çok gariban ihtiyar için endişeleniyorum.
Neyse, kesici ucu takıp önce üç ayağın da kabasını almak üzere işe koyuluyorum. Alet gerçekten hayranlık verici, muazzam bir güçle, neredeyse peynir gibi kesiyor. 

Korktuğum da bu zaten. Özellikle arkadaki fazladan eklenmiş ayaklıkların etrafı çok kalabalık ve çalışılacak alan oldukça dar. Arada kazara şasiye kaçırsam telafisi olmayacak, işin ucunda arka amortisörlerin bağlantıları ve ana gövde var. Dikkatli ilerlemem lazım.

Önce sol yolcu ayaklığını üstünkörü kesiyorum. Çalışmak için ne kadar yer açsam kardır, bir yandan fırsattan istifade aletin de huyuna suyuna alışmaya çalışıyorum.

O gördüğünüz renk dalgalanmaları, keserken nasıl bir sıcaklık oluştuğuna dair bir fikir verecektir. 
Bu da sol arkadaki üçüncü yolcu ayaklığı. 

Çalışırken farkettim ki, çok derin bir kesik açarsam, hızla dönen disk, kesiğin yan yüzeylerinden tutunup aleti aniden dönme yönünde fırlatabiliyor. Bu da hem kontrolü zorlaştırıyor, hem de şasiye zarar verme tehlikesi de artıyor.

En iyisi, şasi demirine paralel biçimde yapabildiğim kadar derin bir kesik açmak, sonra da o kesiğin üzerinde kalan parçayı dikine kesip atmak. Bu yöntem işimi bayağı rahatlatıyor.
Bu da sağ taraf. Burası daha da zor; çalışma alanım bir taraftan amortisör bağlantısı, diğer taraftansa sepet bağlantı topuzu ile kısıtlanmış durumda. Her ne kadar sepet bağlamayacak olsam da göz göre göre zarar vermek istemiyorum.
Bahsettiğim yöntemle yavaş yavaş ilerleyerek kaba demirin neredeyse tamamından kurtuldum. 

Bu arada, şasiyi doğru dürüst temizlemediğim için alt amortisör bağlantıları hala gres yağı içinde. Taşlama çalışırken, gres de ısınıp eriyerek aşağı damlıyor. Kalın eldivenle dahi, şasiyi çalıştığım yerin epey geniş civarından tutabilmek mümkün değil. 

Bu yöntemle gelebildiğim en iyi durum bu. İkinci aşamaya geçmenin zamanı geldi.

Kesme ucunu çıkarıp, daha kalın ve dayanıklı olan yüzey düzeltme ucunu takıyorum. Bunu kullanmak biraz daha kolay. Hem diğeri kadar agresif tepkiler vermiyor, hem de sadece zımparalama fonksiyonu olduğu için sadece enine değil, diskin tüm yüzeyini istediğim gibi kullanabiliyorum. 

Kesiciyle ulaştığım kaba saba yüzeyi gayet düzgün bir hale getirmeyi başarıyorum.
Bu da kırık yolcu ayaklık bağlantısının olduğu yer. Burası da gayet güzel oldu, fakat çıkma bir bağlantı parçası alıp buraya kaynatmayı planladığım için diğer iki nokta kadar titizlenmedim.

İtiraf edeyim, bu kadar saat uğraşmama rağmen kusursuz bir iş çıkardım denemez. Arada şasiye bir iki ufak zede bıraktım ama yapıyı zayıflatacak kritik şeyler değil. Boyandıktan sonra fark bile edilmeyecektir.
Son olarak da, bir önce - sonra karşılaştırması.

Sağda gördüğünüz büyük disk, yüzey zımparalama diski, soldakiyse kesme ucu. İşe başlarken bunların ikisi aynı büyüklükteydi!

Bu arada, başlarda farkedilmiyor ama makine o kadar ağır ve titreşimli ki, iş bittiğinde özellikle sağ elim tutmaz oldu. Her gün düzenli olarak kullanmayı düşünemiyorum bile.





Sonuçtan gayet memnunum, hem taşlama aletinin kullanımının çok da zor olmadığını öğrenmiş oldum, hem de uzun zamandır kafama takılan iş tamamlandı. Artık bir an evvel eksik parçayı bulup kaynaklatarak şasiyi kumlama ve boyaya tamamen hazır hale getirmek kaldı.